Âşık ile Maşukun Cengi= Vurulmak

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

"Filana vuruldum" diyen ve ya ‘filanca filancaya vurulmuş’ denildiğinde vs. hep ‘vurulan’, yani aşık öznedir. Bu anlamda kullanılır ve böylece âşığın özne olduğu, âşıkın mâşuka gittiği, eğildiği, ‘ilkten onun bir şeyi başlattığı’ ifade edilmiş olur ki feci şekilde yanlış. Aslında işin tamamen aksi olması, gramatik açıdan da tartışmasız biçimde ortadayken nasıl oldu da iş tam zıddıyla anılır, bilinir oldu:

"Doğrusu, ‘vurulmak’ fiilinde, vurulan nesne; vuran öznedir.

"Demek ki âşıkın kimseyi vurduğu yok; mâşuk vuruyor. Adı ortada, grameri ortada ki vuran değil, ‘vurulan’ âşık.

"Bu durumda mâşuka, kasteden; âşıka da kastedilen diyebiliriz. Ortada bir zulüm var mı; bu yazının dışında.

"Aşk ilkellik olduğu için, kendi yasası gereği, maşuk sizi illa ki primitif bir silah, ok ile ve illa ki kalbinizden vuracaktır. Kimyasal ya da konvansiyonel silahlarla, velev kalbinizden bile vurulmuş olsanız, zinhar aşk bağlamında vuruldum demeyin, en azından, Yarınki Gün, mahcup olursunuz.

"İşbu vuruşma konusundaki fevkalade hata anlaşıldıysa âşık ile mâşuka geçebiliriz.

"Birincisi: biri (mâşuk), sonuçta fani (umulur ki ilerde işbu ‘fani’ye dönerim), öteki (âşık) artık ölümsüz.

"Mâşuk tam da kalpten yaralamıştır ve kasıt âşığı öldürmek. İşte bu ilk yaradan sonra can verilinceye kadar geçen süre konusunda beynel âşıkîn ihtilaf etmişse de Âşık Murad ve ekser âşıkîne göre yaklaşık yedi yıldır; âşık yedi yıl acı çekip feryat figan ettikten sonra ölür; böylece ıtsırabı da dinmiş olur. Çünkü Bura’da öldürülmüş, Ora’da dirilmiş, beka bulmuştur. Şehit olduğunu söylemeye gerek bile yok.

"Mâşukun, özne ama fani olduğu, âşıkınsa ebedileştiğini söylemiş olduk. İzah sadedinde şunlar söylenebilir. Aslında Bakî Olan, bir fanide tecelli etti için özneye asli unsuru nedeniyle fani diyoruz. Mâşuk, kendisinde Bakî’nin tecelli ettiğini, kendisini vesile ederek bir başkasına (âşığa) bir ok kirpikle ebediyet bahşettiğinin bilince değildir. Bu nedenle işlevi esnasında da sonrasında da sıradandır. Tanınmaz, iz bırakmaz, herkes gibi yaşayıp ölür, unutulur. Aslında herkesi etkileyecek herhangi bir marifeti de yoktur. O, âşık için özeldir.

"Yani iş yerine getirilip, cinayet gerçekleştikten sonra âşık da işin ayrımında olur: “Buna mı yahu! Buna mı kendimi öldürttüm”. Ama onun ‘vesileliği’ ilgisiyle ebediyen saygı duyar âşık: o olmasaydı, ben olmazdım.

"İkisi arasındaki fevkalade ayrıma geliyorum: Mâşuk böyleyken, âşık Tanrısal hikmet , sünnet ve ikram gereği, az sonra tükenip bitecek olan bir küçük mumdan aldığı Tanrısal yangınla ormanlar tutuşturur, kendi yangınının yalınları, zifiri karanlıkları nura çevirir, geceleri aydınlatır, gök yüzünde kandil olur, yolunu kaybetmişlere yol gösterir.

"Anlatmaya çalışıp (elbette ki) anlatamadığım şu romanı sanıyorum Emrah anlatıyor:
"Emrah’ı âlemde bîkarar etti
Aklını fikrini tarumar etti
O nihan aşkını aşikâr etti
Fitne bakışların kara gözlerin.

Demem o ki bir fitne bakış, bir ok kirpik aşkın starteri, maşuka atılan en ilkel ok. Kalbe atılan öldürücü altın vuruş bu. Aslında, herkeste potansiyel olarak var olan aşkı, bir fitne bakış kışkırtıp, aşikâr eder.

Magazin:

Merhum, büyük bestekâr ve icracı Melahat pars, kendisinden dersler aldığı hocasına aşık olup aşkını ilan etmiş. Hocası da bir şarkı sözü yazıp vermiş eline:
“Ben gamlı hazan, sense bahar; dinle de vazgeç
Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
Olmaz meleğim; bende vakit geç” (Bak bak: Balta’ya bak). Vurulan, yasa gereği, bir şekilde vuslat yaşamayan Melahat Pars , kalıcı ürün verdi; var oldu, var olmaya devam da edecek. Ama ‘vuran’ zatın, hiç olmazsa nerede hangi yaşta doğmuş olduğunu öğrenmek isteyip, araştırdım; yok. Bulamadım. Adam yok. Melahat Pars (âşık) ilsiyle zikredilen adından başka bir şeysi yok. Demek ki aşk, (âşığın dünyada rüsva olması gereği başka konu ve bu konu Poetika’mda var) dünyada, dünyanınki kadar, mânâda makro planda ebedileştiriyor kişiyi.
Ben aslında düşünürleri de katarak, ürün vermiş kim varsa, insanoğluna sadra şifa bir çift söz etmiş, bir davranışta bulunmuş kim varsa, bir vurulmayla ürün verir hale geldiklerini biliyorum. Ama vuranların esamisi okunmuyor vesselam.

Kaynak : Varide Dergisi | Murat Kapkıner