Aşıklamalarda Tevhit

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

“Dedim Emrah nendir
Dedi kulumdur”

Herkes teslim eder ki halk müziğinin dinamiğini alevi aşıklar oluşturur. Mesela hemen bütün Sünni aşıkların da Erzurum ve etrafından çıkmış olması düşündürücü. Çünkü o yörelerde alevi aşıklar var. Kervana Sünniler de katılmış ister istemez.

Tavır, ölçü, tarz ne kadar birbirine benzese de içerikte çok ama çok önemli bir ayrım görüyorum.

Alevi kardeşlerimizle bu konuda bir yüzleşme mi dersiniz, karşılaştırma ya da yarışma mı dersiniz bilemem.

Alevi ozanların etkisiyle geliştiğini düşündüğüm Sünnî ozanların söylemi arasında ciddiye aldığım ayrımlar var.

Mesela hemen bütün Alevi ozanlar bir “Ali” ve “Muhammet” “kelime-i tevhit” aşkından bahsederken, Sünnî (ehli tarik) Emrah, epigrafa aldığım dizeleri söylemiş: Konuşturduğu on beş yaşındaki bir kız ve o kız, Emrah için “kulum” diyor. Hiçbir alevi deyişi, nefesinde, (her ne ise) böyle bir ifadeye rastlamazsınız.

Şuna da:
“Emrah’ı alemde bîkarar etti
Aklını fikrini tarumar etti
O nihan aşkını aşikâr etti
Fitne bakışların kara gözlerin”

Alevi deyişleri daha şer’i gözüküyor böylece: Ali-Muhammet.

Bir de şatıhlar var; şatahat ya da şathiye: şeriate muğayir şiirler, sözler. Araştırmış değilim ama sanki alevi-sünnî ozanlarda eşit. Yani şathiyede bulunan az sayıdaki ozanın tümü demek istiyorum. Aslında konumuzun dışındalar.

Sûretperestîlik başlıklı yazım aklıma geldi. Ya da bu yazının o yazıyı tamamlayacağı umudu.

Hz. Yunus’a Aleviler sahip çıkmaya çabalıyorlar ama nafile; sünnî, üstelik şeriat alimiydi: ilmihali var.

Bahsettiğim yazıda ondan da kimi şiirlerini alıntılamıştım; Emrah’ınki gibiydiler.

Şunu hep söylerim: “nesnesiz aşklar palavradır”. Başından beri yazılan tüm münacaatları da içermekte bu kanaatim: Allah’ım! Yanıyorum, ölüyorum, nerdesin, lebbeyk ve benzeri diyen bi milyon şiiri. Çünkü böyle, ayakları yerden kesilmiş, salt tenzih edilmiş, salt göklerde olan bir Tanrı’ya inanmıyorum ve çünkü yok. Bir zamanlar ‘platonik’ denilenler de benim açımdan palavradır. Çünkü ikisinin de varoluşta karşılığı yok.

Davetli olduğum, salt münacaatları içeren bir şiir etkinliğinde, katılıp katılmamakta bir müddet tereddütten sonra Eskişehir’de düzenlenen bu etkinliğe, şiirle hiç alakası olmayan başka bir amacım için kabul ettim. Sahnede yukarıdakilere benzer şeyler, mesela “Tanrı bizi birbirimizde sever ve biz de Tanrı’yı birbirimizde severiz” dedikten sonra ekledim: “Tüm şiirim münacaattır; işte rast gele bir kitabımdan, rast gele bir şiir okuyorum”. Öyle de yaptım.

Alevi geleneğinde, Sünnîler ne kadar onları heterodoks görmek isterlerse istesinler, bahsettiğim şekliyle inanç var. İslam’ın edimleri yoksa da inanç var. Bu açıdan bakılınca asıl bizim sünnî ozanların ortodoksi dışına savrulma, itilme ihtimalleri yüksek.

Elbet Yunus gibi baba ozanlardan bahsediyorum. Aslında her biri birer aksakal olan bu mübareklere ‘ozan’ demekten de utanıyorum. Her neyse anlaşılsın için… Andığım yazıda (Hece Dergisi Şubat 2015) ve bu yazıda alıntıladığım örnekler bu endişemi haklı çıkarmaya yeter sanıyorum. Zaten o yazıda bu endişeden hareketle endişelileri kınamıştım.

Aslında, bu şiirler babında, Alevilerin Sünnete daha yakın durduklarını demek istiyorum. Çünkü onlar ‘Allah-Muhammed-Ali-Lailahe illahlah’ diyor; Sünnî ozan, kaş- göz vs. ne iş.

Bir şeyi göz ardı edersek sünnete daha yakın görünüyorlar: Alevi kardeşlerimiz ne kadar Sünnîleri ‘derinliksiz ‘bulsalar da… halklar karşılaştırılırsa gerçekten öyledir. Benim kanaatim, Sünnî halk daha bilgili ama Alevi halklar, hurafeye boğulmuş olsalar da daha mümin. İşte şu: Halkları bir kenara alıp elitler bazında konuyu ele alırsak bambaşka bir tablo çıkar karşımıza: İnancı zayıf olan Sünnî halkın seçkinleri gerçekten muvahhid, öyle ‘derin’ ki ‘ayşe –fatma’ derken Allah demiş olabiliyorlar.

Halkları ve elitleri (ozanları) daha mümin olanlarsa, halkları ve elitleriyle, ‘Allah-Muhammed-Ali’den ötesine geçemiyor. Bence kışırlıktır.

Kaynak : Varide Dergisi | Murat Kapkıner