Gül Temel: "Neden Aşı Yaptırmamalısınız?"

Gül Temel: "Neden Aşı Yaptırmamalısınız?"

AŞILAR ZORUNLU OLAMAZ!AŞILARIN ZORUNLU OLMASI TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ!

Aslında bu yazının başlığı şu olmalıydı: "Neden Aşı Yapılmamalı/Yaptırmamalısınız?" Ve bu yazıda sıralayacağım 7 neden de bu sorunun cevabı olmalıydı. Fakat DEVA, Saadet ve Gelecek Parti üçlüsünden birkaç milletvekili kılıklı millet düşmanı, aşıların zorunlu olması için "kanun teklifi" vermeyi cüret etmiş...

Nasıl bir cüret!

Evet, başta T.C. Anayasasını hiçe sayarak, tüm Temel Hak ve Özgürlükleri, hele ki ebeveynlerin çocuklarının bedenleri üzerindeki iradelerini, yetkilerini kalleşçe, alçakça çiğneyerek, aşılar zorunlu olsun diye "kanun teklifi" verdiler düşman kesildikleri Türk Milletinin meclisine. Vatana ve millete etmiş oldukları ihanetin vesikasını sundular zerrece utanmadan, sıkılmadan! Bizlere ve evlatlarımıza savaş açmaya yeltendiler böylece. İllaki, perperişan olacakları bir savaş.

Bir insanın bedenine zorbalıkla aşı zehirlerini zerk etmenin adı cinayettir. Bunun ötesi, berisi yok! Ve bunu kitleler üzerinde uygulamak düpedüz soykırımdır.Bu, esasta bedenlerin GERÇEK SAHİBİNE karşı açılmış bir savaş olur.  Ve bu savaştan galip ayrılma şansları asla yok. Bırakın aşıların zorunlu olmasını tartışmayı, aşı diye bir şey hiç var olmamalı! Tüm dünyada, bebeklere, çocuklara ve yetişkinlere yönelik uygulanan tüm aşı programları ortadan kalkmalı! Yeni doğan bir bebeğe, kordon bağı kesilir kesilmez vurulan Hepatit B aşısından tetanoz aşısına, kuduz aşısından grip aşısına dek, bunların yeri insanların kan dolaşımı değil, sadece ve sadece kanalizasyon olmalı! Hatta doğanın dahi maruziyetini engellemeli ve en hızlı şekilde imha edilmeli.

Zihninizi açın... Aşılar ve aşılama hakkında kabaca son 200 senedir insanlığa sürekli yalanlar söylendi. Bilim sosuna bandırılmış, esasta bilimde ve realitede hiçbir karşılığı bulunmayan, hurafelerle, şehir efsaneleriyle bezenmiş, ancak ve ancak öjenizm gibi bir ideolojinin ürünü olabilecek aşağılık yalanlar... "Aşılama, hastalığa sebep olan ajanların/mikropların zayıflatılmış hâlinin vücuda verilerek bağışıklık kazandırılmasıdır" dediler. Bu söylem, ROCKEFELLER TIBBININ EN BÜYÜK PALAVRALARINDAN BİRİ! Bu, gerçek ve gerçek, sizin kabullenmekte zorlanıp zorlanmamanızla ilgilenmez; ister son dönem "mRNA teknolojisi" diye tanıtılan aşılar (esasta böyle bir teknolojiye sahip değiller), ister "klasik" aşılar olsun, bunların hepsi insanları sadece hasta etmek, sakatlamak ve öldürmek için formüle edilir!

AŞILARIN HEPSİ ZEHİRDİR!

Epstein dosyalarının belki de sadece bir kısmının (belli ki o bile buz dağının görünen yüzü) ortalığa saçılmasıyla hepinizin midesi bulandı değil mi? Bu dünyanın idarecilerinin çocuk kanıyla beslenen, yamyam, şeytanperest, insanlık düşmanı, öjenist bir çete olduğu gerçeğine şahitlik ettiniz. Şuna artık emin olmalısınız ki, aşıları farklı bir çete formüle etmedi. Aşıların yapılma gerekçesi olarak, hastalıkların bir virüs ya da mikropla dışarıdan taşındığı/transfer edildiği/bulaştığı iddiasını/teorisini farklı bir çete ortaya atmadı. Ve ilaç - aşı şirketleri farklı bir çete tarafından tesis edilmedi. Tıbbı, "Rockefeller Tıbbı"na evirenler... Tıbbiyeyi, daimi olarak ilaç - aşı şirketlerinin menfaatini koruyup kollaması hâlinde şekillendirenler... Ve doktorları şifacı değil, tam anlamıyla ilaç - aşı şirketlerinin mümessili olarak yetiştirenler... Aynı merkez, aynı kişiler. Louis Pasteur 33. dereceden bir Masondu. O bir öjenistti; "mikrop teorisi" şarlatanlığı ancak bu sapkın ideolojinin bir ürünü olabilirdi. Onu kahramanlaştıranlar, Pasteur'un, insanlıktan ve gerçek bilimden yana olan çağdaşı bilim adamlarının her fırsatta yaptıkları bilimsel deney ve çalışmalarla bu şarlatanlığı ifşa ettiği gerçeğini sizlere anlatmadı. O dönem ve sonraki yıllarda yapılan tüm bağımsız deneylerle hastalıkların dışarıdan taşınmadığı/transfer edilmediği/bulaşmadığı defalarca kez kanıtlandı.

Tüm bu deneyler/çalışmalar giderek daha sert bir şekilde perdelendi ve bu şarlatanlığa tepki gösterenler sansüre uğratıldı, susturuldu, dışlandı, türlü zorbalıkla karşı karşıya kaldı. Esasta ideoloji, bilim maskesine büründürüldü ve tıbbiyede, akademide, medyada, toplumların algısında yayıldı. Bilim değil, malum çetenin lobicilik faaliyetleri kazandı.

200 senelik koca bir yalan! Bizleri ve çocuklarımızı hasta eden, sakat bırakan ve öldüren bu yalan... 

İnsan bedenini ilaç - aşı şirketlerine peşkeş çeken aşağılık bir yalan... Eminim birçoğunuz bu satırları okurken şunu düşünüyor/söylüyordur: "Onca yıl aşılar insanlara/toplumlara hastalıklara karşı bağışıklık kazandırmak için yapıldı. Onca doktor, uzman vs. yanlış da sen mi doğrusun yani?" Öncelikle bunu düşünüyor/söylüyorsanız, tüm dünyada "Virüs diye bir şey yoktur. Mikroplar hiçbir hastalığın hiçbir şekilde nedeni değildir. Haliyle 'bağışıklama' tam bir saçmalıktır ve aşılar sadece zehirdir." diye haykıran ve sayısı gün geçtikçe artan, ilaç - aşı şirketlerinin boyunduruğu altına girmeyi reddedecek kadar onurlu harika doktorlardan, bilim adamlarından habersizsiniz demektir. İyi düşünün; siz sadece sistemin önünüze taşıdığı, parlattığı sahtekarlarla haşır neşir olabilirsiniz. Çocuklarını belli periyotlarla tapındığı tanrı/tanrıcılıklar her neyse ona kurban eden bir kavimde biri çıkıp bu büyük zulme isyan ettiğinde, birileri çıkıp mutlaka şunu söyleyecektir: "Onca yıldır kötülüklerden, felaketlerden korunmak adına çocuklarımızı kurban veriyoruz. Bunu uygulayan kavmimiz, bunun gerekli olduğunu bildiren onca din adamımız, alimimiz yanlış da sen mi doğrusun yani?"

Yanlış, ne kadar sürede uygulanıyorsa uygulansın, ne kadar "güçlü" kişi tarafından desteklenirse desteklensin ve ne kadar kişi tarafından benimsenirse benimsensin, yanlıştır. Bu koşulların hiçbiri onu doğru kılmaya yetmez! Zihninizi açın... Ve şimdi gelin "aşılar neden yanlış, yapılmamalı, yaptırılmamalı?" sorusuna 7 neden getirelim, kanıtlarla...

1- VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOKTUR!

Hiçbir virüs, hiçbir zaman izole edilip fiziki varlığı gösterilememiştir. Bugün hâlâ virologlar 1950'lerden beri Franklin Enders’ın virüs izole ettiğini iddia ettiği hücre kültürü prosedürünü izlemektedir. Hücre kültürü sürecinde penisilin, streptomisin gibi antibiyotiklerle hücre hasta edilir ve oluşan sitopatik etki (CPE) bir “virüs” varlığına delil olarak servis edilir. "Virüs" diye bir şey gösterilmez, hücre hastalanmasının/ölmesinin nedeni, varlığı gösterilemeyen o "virüs"e atfedilir. Ortada bilimi bilim yapan kontrol deneyleri yoktur, patojenite testi yoktur; Franklin Enders’dan bu yana ezbere uygulanan bir prosedür vardır. Elektron mikrografları mı? Elektron mikrograflarında gösterilenler sadece ölü hücre parçalarıdır. Elektron mikroskopları çalışma prensibi gereği sadece ölü dokular üzerinde çalışabilir ve ölü dokularda görülen o "şeyler" hücrelerin ölürken saldığı eksozomlardan başkası değildir. Aşıların içinde "virüs" falan yoktur! Aşıların içinde hücre kültüründen gelen insanlara ve hayvanlara ait ölü hücre parçaları yer alır. İnsanlara ait o hücreler de, kürtaj edilmiş bebeklerden alınır. 

Allah aşkına, bu yazı dizilerini açıp, zaman ayırıp okuyun. Bunlar, paha biçilemez değerde ve karşılığında hiçbir maddi ya da dünyalık paye beklentisine girilmeden yazıldı. Tek beklenti sizlerin ve çocuklarınızın sağlığı... Tek beklenti Türk Milletinin esenliği ve geleceği...

2- BAKTERİLER, MANTARLAR VS. MİKROPLAR VE PARAZİTLER ASLA HASTALIK NEDENİ DEĞİLDİR VE BİLAKİS BİZİ SAĞLIKLI ÇİZGİDE TUTAN ORGANİZMALARDIR!

Tek bir bakterinin dahi canlı - sağlıklı dokuya saldırabileceğini/enfeksiyona sebep olabileceğini gösteren tek bir bilimsel kanıt yoktur. İnsan ve hayvan vücudunun içinde ve dışında yer alan trilyonlarca bakterinin tekinin dahi, altta hiçbir toksisite maruziyetinin yatmadığını göstererek sadece bu organizmanın hastalığa doğrudan sebep olduğunun mevcutta tek bir kanıtı yoktur. Mikropların tek görevi, miadı dolmuş ve ölmekte olan ve ölmüş hücrelerden vücudu arındırmaktır. Dokularda biriken, hücreleri çevreleyen toksin yapılarıyla da baş etmeye çalışırlar. Onları parçalar, çözer ve enzimleriyle dönüştürüp biyoyararlanıma kazandırırlar, tıpkı doğada yaptıkları gibi. Parazitler ise kan hücrelerinin ve mikropların toksik ortamın şiddetine göre, "pleomorfizm"e uyarak, form değiştirmiş hâlleridir. Parazitler, canlı dokuya saldırmadan ağır metalleri, güçlü toksin yapılarını bünyelerinde toplar, onları bakterilerden daha güçlü enzimleriyle biyoremediasyon yetenekleriyle zararsız ve hatta yararlı yapılara dönüştürür. Parazitolojinin anlattığı gibi dışarıdan gelmezler, kendi bakterilerimizin ve kan hücrelerimizin dönüşmüş halleridir. Yine parazitolojinin anlattığı gibi "konağa" zarar vermezler; bilakis dokuların ağır metalleri absorbe etmesini engelleyerek "konağa" fayda sağlarlar.

Özetle; Hastalıkların mikroorganizmalarla nedensel hiçbir ilgisi yoktur! Hastalıkların tek sebebi çeşitli şekillerde toksisite maruziyetine uğramaktır. Doğrudan kan dolaşımına sokularak, solunarak, yenilip - içilerek, cilt üzerinden ve elektromanyetik alana maruz kalınarak vs. vücuda giren yahut vücutta ortaya çıkan toksinlere/meydana gelen toksisite ortamına karşı hücreler, mikroplar ve parazitler mücadele içine girer. Ve aslında, hastalık dediğimiz durum, tüm bu mücadele sürecinin ta kendisidir. 

Yukarıda söylediklerim bu yazı dizisi için de geçerli elbette. 35 sayfalık, elinizin her daim altında bulunması gereken bir kitapçık gibi... İşte, böyle zamanlar için yazıldılar. Öngördüm, öngördük... Birileri çıkıp "aşılar zorunlu olmalı" diye meclise "kanun teklifi" sunduğunda ve kötü senaryoda bu tarihi kötülüğü uygulamaya kalktıklarında, bu bilgilere sahip olmak/çıkmak, en güçlü savunmanız, en çetin zırhınız olacaktır. Tek yapmanız gereken vakit ayırıp okumak.

3- AŞILAR SON DERECE TOKSİK/ZEHİRLİ MALZEMELERLE FORMÜLE EDİLİR!

Aşılar alüminyum, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, cıva, neomisin sülfat, gentamisin sülfat, filtrelenmemiş insan ve hayvan hücre parçaları gibi nörotoksik ve kanserojen içeriklerle doludur. (Örn: HPV aşılarında (Gardasil) 0.5ml doz başına 500mcg alüminyum, 70mcg sodyum borat ve 100mcg polisorbat 80 yer alır.  Bu bilinen bir gerçek, bunu açıklamakta da bir beis görmezler fakat aşı içeriklerindeki toksik malzemeleri bildirirken çeşitli dezenformasyonda bulunurlar. Örn. "Bir armuttaki formaldehit aşıdakinden 50x fazla" derler. Aslında bu, insanları tam anlamıyla aptal yerine koyduklarının göstergesidir. Oral (ağız yoluyla) ve parenteral (kas içi, damar içi vs.) farkını bilenler için, bu dezenformasyonların hiçbir hükmü yoktur zira oral olarak belli bir dozda alınan zehir başta mide enzimlerinden geçer ardından da bağırsak koruyucu bariyerine uğrar, bağırsaklardaki bakteriler bunları büyük oranda parçalayıp dönüştürür ve sonuç olarak zehrin çok önemli bölümü böylece nötralize edilebilirken, parenteral olarak alınan zehir çok düşük dozda olsa bile bu, kan dolaşımını zehirlemeye yetebilir. Üstelik bazı aşılarda, açıklanmayan bazı maddelerin bulunduğu da oluyor.

Örneğin, 2014'te Kenya'da UNICEF-DSÖ ortaklaşa, hamile kadınlara uyguladığı tetanoz aşılarının “hCG yani hamilelik hormonu” ile kontamine edildiği ortaya çıkmıştı. Aşılamadan bir süre sonra düşük şikayetlerinin hızla artması üzerine bağımsız laboratuvarlarda incelenen tetanoz aşı numunelerinin önemli çoğunluğunda hCG tespit edilmişti: (Sadece Kenya'da bunu yaptıklarını düşünmemek gerek. Tetanoz aşısından sonra yaşanan düşükleri bir de bu açıdan değerlendirin.) Hamilelikte kan dolaşımına enjekte edilen hCG’nin düşüklere sebep olması çok yüksek olasılıktır zira bu hormon sentetik formuyla, doğal olmayan yollarla kan dolaşımına girdiğinde antijen olarak algılanıp vücut savunması gerçekleşecek ve embriyonun yerleşimi ve gelişimi için yeterli hCG’nin gerekli olduğu böyle bir dönemde, vücudun hCG’yi doğal üretimi ya azalacak ya da tamamen kesilecektir. Hamileleri hedef alan bir aşıda hCG’nin ne işi olabilir? Şans eseri bu aşılara eklenmediği doğal hamilelik sürecini sabote etmesinden bellidir.

Bir diğer örnek; Covid aşılarının açıklanan içerik listesinde yer almayan fakat Dr. Robert Young’un elektron mikroskobu altında, Almeria Üniversitesi'nden Dr. Pablo Campra’nın ise “micro-RAMAN” tekniği ile incelediği Pfizer-Biontech, Moderna, Astrazeneca ve J aşı flakonlarında yer aldığı görülen bir yapı vardı: Grafen. 

Covid aşılama programı ile birlikte başta kanser, tromboz vakalarının olağanüstü bir şekilde artmasına, yine önceki senelere oranla muazzam bir artışın görüldüğü kalp krizlerine, kan pıhtılarına, Avrupa Konseyi’nde dahi tartışmaya açılmak zorunda kalınan, aşı propaganda çevresinin sorumlu olarak Covid aşıları hariç her şeyi gösterdiği ani ölümlere vs. neden olan ne? Bu madde, grafen, Covid aşılarını diğer aşılardan daha ölümcül yapan “şey”dir. 

Sonuç olarak aşı içeriklerinin bilinen toksik malzemeler haricinde, bilinmeyen toksik içeriklere de sahip olabileceği bu tecrübelerden bellidir. Yani daha açık bir ifadeyle, aşı üreticileri aşıların içerisine çok güçlü bir zehir ekleyebilir ve bu bilgiyi gizli tutabilir.

4-AŞILAR, İLAÇ ŞİRKETLERİNDEN TAMAMEN BAĞIMSIZ BİR KURUM TARAFINDAN DENETLENMEZ!

İlaç şirketlerinin aşıları, ilaç şirketlerinden bağımsız tek bir laboratuvar testinden geçmez. Dolayısıyla aşıların gerçek bir güvenlik testi mevcut değildir. Aşıların testlerini yine ilaç şirketleri yapar. Aşılar yalnızca üreticileri tarafından test edilirler ve güvenli olup olmadıkları saha deneyleri sonuçlarından hiçbir zaman gerektiği gibi yargılanmaz. FDA ve EMA gibi kurumlar sadece ilaç şirketlerinin kendilerine sunduğu testleri inceler ve buna göre onay sağlar. 

5- AŞILANMIŞ VE AŞILANMAMIŞLAR ARASINDA BİR SAĞLIK DURUMU KIYASLAMASI İÇİN "KONTROL GRUBU" ÇALIŞMASI GERÇEKLEŞTİRİLMEZ!

Oysa belli bir aşı için -misal olarak kızamık aşısı olsun bu- aşılanmış ve aşılanmamış insanlar arasında, belli bir süre için düzenli olarak sağlık durumu kontrolü yapılmalı ve sonuçlar rapor edilmeliydi. İnkar edilemez bir şekilde aşılanmamış insanların daha sağlıklı olduğu istatistiği ile karşılaşılırsa, aşılamayı terk etmek gerekliydi. Pek nadir olarak kontrol grubu çalışmaları yürütürler, sonuçlarla ne yaptıkları ise bilinmez. Bu nadir çalışmalardan biri: "Doğum sonrası aşılara, doğum öncesi aşılara ve K vit. enjeksiyonuna sıfır maruz kalanlar için, tüm CGS'deki (kontrol grubundakiler) toplam otizm oranı %0'dır."

Bu, "neden yaygın bir şekilde kontrol grubu çalışması yapmazlar?" sorusunun da cevabıdır.

6- İLAÇ ŞİRKETLERİ, AŞI OLDUKTAN SONRA KISA VE UZUN VADEDE BİR AŞI HASARI YAŞANMAYACAĞINA TEMİNAT SUNMAZ VE EĞER AŞI HASARI YAŞANIRSA YASAL OLARAK SORUMLU TUTULMAZ!

İlaç şirketleri, aşıları, sözde enfeksiyonlara karşılık vücudun verdiği tepkinin bir benzerini alabilmek için vücutta bir dizi olumsuz reaksiyonu tetikleyecek şekilde -teorik olarak, “biyolojik patojenin” sebep olduğuna inanılan zararı ya tekrarlamak ya da önceye çekmek adına- çeşitli toksik malzemelerle imal eder. Misal, birtakım hastalıklara sebep olduğunu varsaydıkları "virüslerin" bilimsel yöntemlerle izole edilmiş gerçek fiziksel varlığını ortaya koyamazken, koca bir varsayım üzerinden içeriğine nice toksik malzeme doldurdukları aşıların zarar vermeyeceğine de elbette teminat sunamazlar. Çünkü aşılar zaten hasar bırakmak, zarar vermek için tasarlanır. Üstelik hangi toksik içeriğin hangi organda birikeceği, orada ne kadar sürede ne tür sorunlar çıkaracağını kendileri dahi kestiremez. İşte, tam olarak bu sebeple ürettikleri ürünün sebep olduğu/olacağı sağlık yıkımlarından sorumlu tutulmak istemezler ve aşıları sattıkları hükümetlerden yasal dokunulmazlık talep ederler.

1970’lerden beri dünya hükümetlerinin çok önemli çoğunluğu bu talepleri yerine getiriyor. Bir örnekle; ilaç şirketlerine yasal dokunulmazlık verildiğini, ABD’de 1976 domuz gribi sahtekârlığında -bunu söylüyorum zira ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri yetkilisi Richard Krause 1976 dönemi için “yanlış alarmdı, aslında bir salgın hiç yaşanmadı” demiştir- düzenlenen aşılama kampanyasında verilen 40 milyon domuz gribi aşısından kaynaklanan yan etki, ölüm ve diğer zararlar için açılan binlerce davayı ABD hükümetinin üstlenmesinden biliyoruz: 

Bugün ilaç şirketlerine hükümetlerinin yasal dokunulmazlık sağladığı ülkelerde insanların önüne “onam formu” uzatılıyor. Onam formunu imzaladığınız takdirde ise artık tüm sorumluluğu size yıkmış oluyorlar. 

7- ÖNCESİNDE SAĞLIKLI İNSANLARIN AŞI OLDUKTAN SONRA RAHATSIZLANIP ÖLMELERİ DURUMUNDA BU İNSANLARA OTOPSİ UYGULANMAZ, ÖLÜMLERİN "AŞI KAYNAKLI ÖLÜM" OLDUĞU AYYUKA ÇIKSIN İSTENMEZ!

Bunun pek az örneği mevcuttur, yankı uyandırmasına izin verilmemiş ve belki de sessizce üzeri örtülen… Tıbbiye, ilaç şirketlerine göbekten bağlıdır. Hâliyle, aşılara gelecek halel, sisteme hakaret sayılabilir. Sağlıkçıların önemli çoğunluğu aşıları savunmak üzere eğitilir ve bilerek ya da bilmeyerek gerçekte aşı ölümü olan bu ölümleri aldıkları bu eğitim üzerinden değerlendirirler. Toparlayayım:

  • Bilimsel yöntemlerle gerçekten izole edilebilmiş virüsler yoktur.
  • Mikroplar vücuda düşman değil, dosttur.
  • Aşılar apaçık bir şekilde saf kan dolaşımını zehirlemek için tasarlanıyor, açıklanan içeriklerin neredeyse tamamı son derece toksik malzemelerden oluşuyor. Üstelik bazı aşılarda içeriklerin biri yahut birkaçının gizlendiği anlaşılıyor.
  • Aşıları denetleyici (denetleyici oldukları iddiasında bulunan) FDA, EMA gibi kurumların ilaç şirketlerinden tamamen bağımsız hareket etmediğine dair çok fazla kanıt var. Dolayısıyla aşıların gerçekten denetlendiğinden söz edilemez.
  • Aşıların tek bir güvenlik testi yoktur.
  • İlaç şirketleri aşılama sonrası kısa ve uzun vadede herhangi bir sağlık problemi yaşanmayacağına dair güvence vermiyor. - İlaç ve aşı şirketleri “ceza ve sorumluluk muafiyeti”ne sahip.
  • Aşılanmış ve aşılanmamışlar arasında bir sağlık durumu kıyaslaması için kontrol grubu çalışmaları neredeyse yapılmıyor.
  • Aşı hasarları resmi olarak raporlanmıyor.
  • Aşılanmadan önce sağlıklı insanların, aşılandıktan sonra sağlık durumlarının kötüye giderek ölmeleri durumunda bu insanlara otopsi uygulanmıyor ya da pek nadir uygulanıyor. “Aşı kaynaklı ölümler” resmi olarak raporlanmıyor.

"Neden aşı yapılmamalı, yaptırılmamalı?" sorusunun işte cevabını aldınız. Aklı selim insanlar için bu cevaplar yeter de artar da... Kendinizi ve çocuklarınızı neden aşılardan korumanız gerektiğini artık bilmeniz gerekir.

Şimdi, "aşılar zorunlu olsun" diye meclise "kanun teklifi" sunan mahlukatlara seslenelim: Virüs diye bir biyolojik patojenin varlığı hiçbir zaman kontrol deneyi sağlanmış tek bir virüs izolasyon çalışması ile gösterilebilmiş değilken, Tek bir mikrobun canlı sağlıklı tek bir hücreye saldırdığı gösterilebilmiş değilken, "Hastalık bulaşı" teorisi/iddiası hiçbir zaman bilimsel anlamda kanıtlanmamışken, Aşıların içeriklerinin, neredeyse her birinin, sayısız bağımsız çalışmayla vücut içerisinde nasıl yıkımlara sebep olabileceği gösterilmiş, özellikle aşılarda adjuvan olarak kullanılan alüminyumun otizmden SMA'ya dek çeşitli nörodejeneratif hastalıkların başlıca müsebbibi olduğu anlaşılmışken, Aşılamadan sonra kısa ve/veya uzun vadede bir sağlık sorunu yaşanmayacağına dair üretici firmadan aşıyı yapan/yaptıranına dek, hiçbir kurum ve hiç kimse garanti sunamazken, Aşılamadan sonra kısa ve/veya uzun vadede bir sağlık sorunu yaşandığında, üretici firmadan aşıyı yapan/yaptıranına dek, hiçbir kurum ve hiç kimse sorumluluk almazken, Üretici firma dava edilemezken, Aşıyı yapan/yaptıran dava edilemezken, Aşı kaynaklı ölüm gerçekleştiğinde, kişiye otopsi yapılmayıp, o durumda bile ısrarla fail gizlenecekken, SİZ AŞILARIN ZORUNLU OLMASINI TEKLİF EDİYORSUNUZ!

Bir anneye - babaya, çocuğunun bedenini aşı zehirlerinden korumak istedi diye, yaptırım uygulanmasını istiyorsunuz! ÇIKIN VE DOĞRUDAN "ÇOCUKLARINIZI SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE KATLETMEYİ MEVZUATA BAĞLAMAYI İSTİYORUZ" DEYİVERİN, bu çok daha dürüstçe olur!

Ama zaten zorunlu aşılama teklifinizi, ben öyle okuyorum. Biz öyle okuyoruz. Bu Millet öyle okuyor. Ne tür ve ne şekillerde maskeler takarsanız takın, sizi olduğunuz gibi görüyoruz. İpler, kimlere ve nereye bağlı görüyoruz. Covid sahtekarlığının başında bir avuç kadar lanse ettiğiniz aşı karşıtları, aslında pek çoktu ve şimdi emin olabilirsiniz ki milyonlar oldu. Aşıları, en etkili soykırım silahları olarak kullandığınız gerçeğine uyanan milyonlar... Ve teklifiniz kabul edilirse... Bunu yapamayacaksınız, başaramayacaksınız.

Deniyor, şartları zorluyorsunuz. Lakin ola ki bu büyük hataya düştünüz, karşınızda bulacağınız milyonlar! T

ekrar ediyorum ki, bu, esasta bedenlerin GERÇEK SAHİBİNE karşı açtığınız bir savaş olur. Bu savaştan galip ayrılma şansınız yok. Herhalukarda, ama yakında ama uzakta, durmayı tercih ettiğiniz tarafta, tüm sapkınlıklarınızla, talimatlarını uygulamaya kalktıklarınızla, sahte tanrılarınızla YENİLECEKSİNİ

Tags